23 Haziran 2010 Çarşamba

EVLİLİK

Evlenmek - Katlanmak
Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının

ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu

yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'

EVLİLİK

1- Bir adam gazeteye ilan vermiş: ''Eş arıyorum''.
Ertesi gün yüzlerce mektup almış. Hepsi aynı şeyi söylüyormuş.
''Benimkini alabilirsin.''


2- Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz.
''Ya arabası yenidir ya da karısı!..''


3- Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?''
Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.''


4- Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer.
İstediğin yemeği sipariş edersin, sonra yanındakinin istediği yemeği görüp
''Keşke onu isteseydim'' dersin.


5- Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler,
ikinci yılında kadın konuşur adam dinler,
üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.


6- Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır:
''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.''
Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''


7- Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir;

''Evet yanlış adamla evliyim de ondan.''

YAŞINA GÖRE ERKEK

*20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.

*20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.

*30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.
*40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.
*50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.

YAŞINA GÖRE KADIN

*15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir. Yarı keşfedilmiş, yarı bakir.
*25-35 arasında AMERİKA gibidir. Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.
*35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir. Çok ateşli, bilge ve güzel.
*45-55 arasında FRANSA gibidir. Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.
*55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir. Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.
*60-70 arasında kadın RUSYA gibidir. Geniş, sakin ama kimsenin gitmediği.
*70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir. Şanlı bir geçmiş ama gelecek yok.


Tv de ne kadar hacı hoca kanalı varsa hepsini silmiştim.Geçen akşam öyle kanalları dolaşırken Samanyolu Tv’ye denk geldim bi izleyelim bakalım neler var dedim bu kanalda.İş klasik sırlar dünyası,Fethullah Gülen,Saidi Nur falan tarzı programlar yayınlıyorlar.Allahın adı ve varlığı hakkında insanları kandırıp olayları saptıran din dışı konular.Evliyalar,nur yüzlü dayılar,muhterem zaadlar gibisinden saçmalıkları yayınlayıp duruyorlar.Neyse öyle tv karşısında uyuya kalmışım.Bi ara uykumun arasında bi sesler duymaya başladım.Kadın erkek sesleri birbirlerinin üstüne biniyor.Sonra birden gözüm tv ye takıldı.Aman allahım ne göreyim.Bizim Samanyolu’nda çıplak hatunlar,adamlar hareket halinde.Gözlerime inanmadım baştan gittim bi

elimi yüzümü yıkadım baktım ki bizim hatunlar fingir fingir.Bi kaç saat önce karşısında uyuyakaldığım sıkıcı kanal birden ilgimi çekmeye başladı.Sonra arkadaşı aradım dedim ki çabuk Samanyolu Tv yi aç parti var diye…bi an telefonda bi sessizlik ve oha çüş bu ne la gibisinden arkadaşın şok oluşu…neyse ardından Kanal 7 ye geçtim orada da Latinler aman allahım…Lan dedim bundan sonra bende sizdenim sabah

milletin önünde göstermelik yat kalk iki besmele çek akşamda belli zati…izlenme oranlarının da neden yüksek olduğu belli oldu.Zaten bu hacı hoca takımı hep böyle olmamışmıdır.Neyse ya en azından şifre koymuyorlar Allah razı olsunJ

TAYYAR



22 Haziran 2010 Salı


SEN NASIL İNSANSIN!!

İş boş konuşmaya gelince üstüne yok.Yalan dolan olsun,sahtekarlık oldu mu konuşmasının en etkilisini yapar.Konuşmaları çok etkiliymiş.Gözleriyle yüz binlerce kişiye hitap edebilirmiş.Yeter ki iş ülkeyi satmaya gelsin bunlarda üstüne yok.Tutturdu bi açılım diye bişey ağzımıza sıçtı.Yıllardır bir arada yaşadığımız kürt yurttaşlarımızla bizi birbirimize düşürdü.Memleketin başına geçtiğinden beri memlekette bi kargaşa başımızda dert eksik olmadı.Avrupa’nın ABD’nin uşağı yapmaya çalışıyor.Bi dünya salakta memlekette bu adamın peşinden koşmaya devam ediyor.Bu adama oy verenlerde bi çuval kömüre,1kg pirince oylarını ve memleketi satıyorlar ama farkında değiller.

Eyyy Tayyip her zaman yırtınarak boş konuşmayı bilirsin.Ama şehit cenazelerinin karşısında konuşmanı kağıttan okuyamadın.Eee ne de olsa bu gençlerin o tabutlara girmesinin bi sebebi de sensin…

14 Haziran 2010 Pazartesi



CEM YILMAZ'IN ÇOCUKLUĞU

Ben çocukken çok sala
ktım. Edip Akbayramın ismini Edi zannederdim.
Yani o, benim için Edi Pakbayramdı. Ablama, Nasıl olup da koca
bir günü canın sıkılmadan evde oturarak geçiriyorsun? demiştim.
Büyüyünce insanın canı sokakta oynamak istemez ki cevabını
vermişti. Uzunca bir süre büyüyüp büyümediğimi anlamak için
kendime, Canın sokakta oynamayı istiyor mu? diye sormuştum. Annem
erkeğin cinsel organını pipi kadınınkini kutu olarak
tanımlamıştı. O zamanlar TRTde Cenk Korayın sunduğu Tele Kutu
diye bir yarışma vardı. Yarışmacılar, Hayır Cenk Bey, ben kutumu
açmak istiyorum deyince koşarak odadan kaçardım.

Sabahları kalktığımda aklımın hala yerinde olup olmadığını anlamak
için 2+2, 3+4 gibi toplama işlemleri yapardım. Sonuçlar doğru
olunca da çok sevinirdim. Dedemle parka gittiğimiz bir gün
TRTciler çekim için oradaydı. Beni oynarken çektiler. Yayın günü
bizim aile jeneriğinde gözüktüğüm çocuk programını izlemek için
televizyon başına geçti. Kendimi ekranda görünce, Beni niye parkta
unuttunuz? diye gözyaşlarına boğulmuştum.

Geri vites kavramım yoktu. Şoför, kolunu koltuğa atıp arkaya
doğru bakınca araba otomatikman geri geri gidiyor zannederdim.
Benden büyük kuzenlerim dondurmacıların dondurma külahlarının sivri
kısmıyla kulaklarını karıştırdığını söylemişti. İnanmıştım. Hala da
külahların sivri kısımlarını yemem. Çöpe atarım.

Babaannem bir gün gelirse sevdiğim dizilerin olmadığı bir gün
gelsin istiyordum.

Abimle Karaoğlancılık oynardık. O Karaoğlan olurdu, beni de Bizans
askeri yapardı. Sonra evire çevire döverdi. Çok mühim bir şey
yaptığımı sandığım için canım yansa bile hiç sesimi çıkarmazdım.
Yeşil ve siyah zeytinin ayrı ağaçlarda yetiştiğini sanırdım.
Bulmacalardaki, Annenin erkek kardeşi kısmına dayımın beş harfli
ismini sığdırmaya çalışırdım.

Anaokulunda patates baskısı yapmayı öğrenmiştik. O kadar hoşuma
gitmişti ki, evde duvarlara, masa örtülerine filan basmıştım. Ancak
sanat merakım annemin yeni aldığı beyaz eteğe patatesi
yapıştırmamla son bulmuştu. Hem gönlünü almak hem de el koyduğu
patateslerime kavuşmak için dahiyane bir fikirle öğretmenimin
yanına gittim. Annem yazısını patatese oydurttum. Sevinçle eve
gelerek soyundum. Renkli boyalara batırdığım patatesi vücudumun her
tarafına bastım. Sonra da annemin karşısına geçtim. Beni o halde
görünce ağlamaya başlamıştı.

Madonna ile Maradonayı kardeş zannederdim. Kendi kendime,
Bunların babası ne şanslı be. Bir çocuğu futbolun kralı, biri
müziğin kraliçesi derdim. Birinden özür dilediğim zaman Allahın
bana bir özür vereceğini sanırdım. Sakat olacağımı düşünüp hemen
dilediğim özrü geri alırdım.

Kurban Bayramında toplanan derilerden uçak yapıldığını sanırdım.
Uçakların dış yüzeyi bu derilerle kaplandığı için Türk Hava
Kurumunun topladığını düşünüyordum. Uçak kaçırma filmlerinde
silahla ateş edildiğinde ya da a patladığında, Ayyy! Deri
delindi! derdim.

Gil diye konuşanları fakir zannederdim. Annem banyodan çıktıktan
sonra babamın söylediği, Sıhhatler olsun lafını Saatler oldu
diye anlardım. Bunun da, Banyoda amma çok kaldın gibi bir şey
demek olduğunu sanıp babamın anneme kızdığını düşünürdüm. Annemin
buna karşın niye sadece, Sağol dediğini merak ederdim. Ne kibar
kadın, derdim.

13 Haziran 2010 Pazar

BU NASIL BİŞEY!

Her ne kadar Güney Afrika’daki dünya kupasına katılamadıysak da dünya kupasını izlemenin ayrı bi keyfi vardır.Artık bilemiyorum Afrika’dan mı kaynaklanıyor yoksa turnuvaya katılan takımlarda mı sorun var anlayamadım.3.günün biticek maçlar inanılmaz sıkıcı.Maçları izlerken koltukta uyuya kalıyorum.Bi de vuvuzela diye bişey çalınıyor tribünler de sanki arı kovanının içinde gibi hissediyorsunuz kendinizi.Ne iğren bi çalgıdır o.Bizim zurnamız klarnetimiz olcak en

azından uyuyanı uyandırır,baktın maç zevk vermiyor çalarsın bi roman havası tribünde oynar eğlenirsin.Nedir bu vuvuzela dedikleri arkadaş.Bunlar yetmezmiş gibi TRT spikerlerinin maç anlatımları insanı intihara sürüklüyor.Ha bide unutmamak lazım bunların yanına yorumcu diye Nasrettin Hoca kılıklı Ömer Üründül’ü koymuşlar hiç izleme turnuvayı. Pozisyonlardaki yorumları tahmin etmek hiç zor olmuyor.Kollektif futbol,kombine atak,modern futbol…

Vuvuzela ve TRT bu turnuvadaki futbol keyfimizin içine sıçmayı başardı.Zaten 4 yılda olan bi organizasyon yapılacaksa adam gibi ülkelerde yapılsın yayınlanacaksa da adam gibi televizyonların adam gibi yorumcuları anlatsın şu maçları….

Nihat Doğan Davosta from You Agreed on Vimeo.

12 Haziran 2010 Cumartesi

KALDI MI DOHUZ?

Evet artık o bir film yıldızı.Geçen yıla bi siyaset adamıyken kendini aniden film sektörünün içinde

buldu.Bahsettiğimiz isim MHP eski genel başkanı Devlet Bahçeli.Ayrıca siyaset ve film yıldızı olmasının yanı sıra matematik dahisi.Geçen yıl 40.yılını kutladıkları o muhteşem sene de takdir-i

ilahinin mi getirmiş olduğu yoksa Bahçelinin muhteşem matematik zekasından kaynaklanan bi olay mı bilmiyorum ama 2009 yılı açılımı ile MHP’ye olan üyeliklerdeki artış gözler önünde.2009 yılını nasıl bi hesaplamayla 40.yıla uyarladığı ise uzmanlar tarafından çözümlenemedi.Bu konu üniversite müfredatlarına konuldu.

Her neyse 2010 yılından beklediğini bulamayan Bahçeli siyasetten ayrıldı

ve “KALDI MI

DOHUZ?”adlı filmiyle yakında hayranlarıyla buluşmasına az kaldı.Parti ileri gelenleri olsun Bahçeli olsun ne yaptılarsa 2010 yılını 41.yıla bağdaştıramayınca istifa kaçınılmaz oldu.Bi şekilde partisine olan bağımlılığını göstermek istemiş olması mı yoksa gündemden düşmemek istemesi mi bilemiyorum ama bu film ile popilerliği düşen partinin eski günlerine dönmesi olası.Hadi gağri kolay gelsinJ

11 Haziran 2010 Cuma

50 CENT KOPARDI

Dünyanın çeşitli ülkelerin konser veren 50 Cent geçenlerde de Çorum’da verdiği konserde hayranlarıyla buluştu.Çorumspor’un stadında verilen konser alanı adeta mahşer yeri gibi

kalabalıktı.İnanılmaz ilgi karşısında 50 Cent’de şaşkınlığını gizleyemedi.30 bin kişinin izlediği konsere apartmanların balkonlarında tıklım tıklım doluydu.Konsere başlamadan önce ilk

kez böyle bi sahneyle karşılaştığını belirten 50 Cent şarkılarıyla ise herkesi coşturdu.

Konser alanında 50 Cent’e ulaşmak isteyenler,sahneye atlayanlar karşısında güvenlikler zor anlar yaşandı.Böyle kalabalıkta da olmazsa olmaz tacizci timlerimizde boş durmadı.Aralarını aldıkları genç-yaşlı her türlü dişiyi ise gurur ve zelve taciz ettiler.

Konserin finalinde ise 50 Cent hayranlarına büyük süprizleri vardı.İlk kez albümünde yer alacağı Türkçe parçaları da sevenleriyle paylaşmaktan kendini alamadı.Özellikle Al dedi parçası hayranları tarafından çok beğenildi.”Al dedi,çocuklarını dedi,çocuklarını istiyosan dedi,kendini dedi,al kendini dedi,git dedi nerde kalırsan kal dedi bana…”şarkısı adeta binlerce kişiyi

kendisinden geçirdi.Bir diğer parçası ise”Ne Orhan ne Ferdi,bir tek sen anladın derdimi,söylesene Müslüm baba,nereden sevdim o zalimi”parçasıyla beraber Türkiye’deki 50 Cent hayranlığı iki katına çıkmış olduğu konser sonrasındaki seyircilerin konuşmasından anlaşıldı.

50 Cent ise kendisine gösterilen ilgiden çok memnun kaldığını ve bundan sonra Türkiye’de daha sık konser vermek istediğini dile getirdi.


9 Haziran 2010 Çarşamba

BÖYLE OLSAYDI

Bi an gelir insanın evladının çok ufak bi hareket i tarihin akışına çomak sokar.Şu şu şekilde olsaydı böyle olurdu öyle olmayıpta böyle olsaydı şu şekilde olurdu gibisinden geçmişle ilgili sürekli yorumlarda bulunmuştur herkes.Aslında insanlık tarihinin başlangıcına gitmek

lazım.Adem ile Havva…Adem ile Havva rivayete göre yasak elmayı yemeyipte dünyaya gönderilmeseler bugün beklide bu yazıyı yazma şansım olmayacaktı.Ya da sevdiğimiz insanla beraber olamayacak,çok sevdiğimiz dostlarımızı

tanıyamayacaktık…Ya da Adem’in yaptıklarından pişmanlık duyup da dünyaya geldiğinde Havva’yla beraber olmaktan vazgeçip başka aşkların peşine düşseydi veya cinsel tercihlerinde değişmeler olsaydı o zaman yanmıştık sanırım.Neyse ki Adem delikanlı adamışta Havva’ya sahip çıkmış….

Acaba Urfa’da Harvard Üniversitesi olsaydı İbrahim Tatlıses türkücü olur muydu?Kendisisürekli eğitim almamasının nedenini buna bağlamakta.Bence Urfa’da Harvard olsaydı İbrahim Tatlıses kesin bu üniversiteden mezun olur NASA’da da yerini alıp tüm dünyaya adını duyurabilirdi.Belki de bi üst de ülkemize açar ayada giden ilk Türk olarak tarihe de geçerdi.Ama iyi ki Urfa’da Harvard yok,yoksa kulaklarımızın pasını kim silebilirdi ki?